Yazı Detayı
10 Nisan 2018 - Salı 11:10 Bu yazı 245 kez okundu
 
Hapishâne risâlesi-1
Ahmet Doğan İLBEY
lbeyali@hotmail.com
 
 

  Hapishâneye düştüğünü anlattığın teessür dolu mektubunu okudum. Demek ki artık kelimelerinde hüzün olacak, hapishâne gurbetini ve efkârını anlatan nâmeler gelecek, fikir cenklerinden dosthânesine çekilmiş olan fakir emekliliğin âsûde zamanlarını yaşayamayacak. Çünkü, Fazlı dost kader kurbanı olmuş, demir kapılar ardında imtihan olmaya gitmiş, sabır ve tahammül tedrisinden geçmek üzere hapishâneye girmiş. Fesüphanallah!

 

Zaten keyiften, emeklilikten bir muradım yoktu. Âhir ömrümde yine dost nâmına yüreğim hapishâne türkülerinin nağmeleriyle sızlayacak. Her yer dost, her yer hasret diye figan edeceğim. Sulh ve selâmet ehli olmaya vesile olacak hapishâne tâliminden mülhem hapisnâmeleri zayıflamış kalbimle okuyacağım.

 

Çok hapis gördüm. Nice hapislerin derdiyle derdmend oldum da yıkılmadım. Amma ki, senin hapisliğin yüreğimi yaktı. Bunu da savuşturur muyum bilmem? Daha çok hapis eskitirim. Bu da gelir bu da geçer dost!

 

GENCECİKKEN HAPİS DONLARI GİYECEK NE VARDI?

 

Daha gencecikken hapis donları giyecek ne vardı? Derdin neydi bre dost? Dışarıdan mı sıkıldın? Akacak kan yerinde durmadı da aktı mı? Yoksa kanı akıtmaya sen mi acele ettin? Yusufiye ehlinin sohbetlerinden aşka gelip gözüne mi göründü hapishâne?

 

Kan dâvasını halletmiş ham ervah gibi değil de, ulvî meziyetlerle donanmış fâzıl bir kişi olarak yatıp çıkmalısın zindandan. Seni, hapishâneye düşüren bu hadise, mâna âleminden kâm almış bir “Medrese-i Yusufiye” ehli yapacaktır. Hapishâneye ham olarak girip kâmil bir insan olarak çıkanlar da var, fikrî ve siyasî bir dâvadan girip pespâyeleşenler de... İnşallah sen birinci misâldeki gibi olacaksın. Çünkü fikir ve gönül tâlimi yapan bir tâlibsin.

 

Bütün dostlar, seni kader-i ilâhînin yazdığı bir hâdiseden dolayı Yusufiyeli olarak yâd ediyorlar. Fakiri pek üzen mektubundaki vukûatlı ve sitemkâr ifadeler, kendine gelemediğini, eşref hâlini kaybettiğini gösteriyor: “Ben kötü oldum. İçki içmeye de başlamıştım. Haberiniz var mıydı? Yoksa olsun. Çıkınca devam edeceğim; yine içeceğim, artık içeceğim!”

 

Bu ne menem bir ifade böyle! Bu câhiliye ve haram âdete nefs-i emmârenin tazyiki ve başındaki “belâ”nın kasvetiyle bulaştığın muhakkak. Demek ki öç alma gayzını alkolle çoğalttın. Sahte ve haram bir teselli bu. Oysa başındaki gaileden hiddete düştüğünde, Bir Hocam’a açılsaydın, belki de bu kötü alışkanlıkla tanışmadan felaha çıkar,  içine düştüğün “belâ”ya sâlih bir amel ve zihinle hâkim olurdun.

 

Fikir ve gönül tâlimi yapan, bezm-i eleste Rabbine “evet” diyen, Hz. Peygamberimize ümmet olan bir insan “yine içeceğim” ifadesini Müslüman diliyle söyleyemez. Bu sözler, karanlık bir sekerat hâlinde çıkmıştır dilinden. Aslın değildir bu cürmü işleyen, “içine girmiş olan köpek nefsindir”, yani nefs-i emmarendir. İşlediği bir günahtan dolayı diye yıllarca ağlayan derviş gibi nâdim olmalısın.

 

İmanın bu haram, bu murdar cümleyi bir daha kullanmana müsaade etmez. Müslüman oluşun bu cürme mânidir. Müşrik ve Frenk ahlâkını kovmak için mücadele eden dostlarının yüzüne nasıl bakacaksın? Olmuş bir kere; kendi nâmıma seni affettim. Birçok insanımız haram içkilere müptelâ olmuş, fakat tövbe ederek mümin vasfını yeniden kazanmıştır.

 

KAN DÖKMEYE MEYİLLİ OLMAK CÂHİLİYE HUYUDUR 

 

Çârelerin en sonunda olması gerekirken, kavmî, ideolojik ve kan dâvası gibi sebepleri bayraklaştırarak “öldürmek” fiilini ilk başvurulan bir metod olarak gören bir ifaden var ki, çok üzüldüm: “Sonra kan da döktüm. İcap eden mefhumlar için, Allah vermesin, verirse binlerce defa daha dökeceğim.”

  

“Kan” üstüne vurgu yapmak sağlıklı bir ruhun tezahürü olmasa gerek. Ortada bir Kerbelâ Savaşı mı var? Sürekli kandan rüya ve kâbuslar görecek bir devranı mı yaşıyoruz? Bu sözler ham bir hamâsetin dışa taşmasıdır. Kelleleri düşürülecek, kanı akıtılacak şenî insanlar göremiyorum etrafında. Sakin olalım dost, İslâm bunu emrediyor.

       

Sana yakışmayan problemli bir ifade daha var ki, üstüme alındım. İşte fakiri yıkan ifade: “Kendime gelmek mi, inat damarım tuttu. Kendime de, başka yere de, hiçbir mekân da gelmeyeceğim şimdilik.”

 

Kendine, yâni Anadolu’nun bin yıllık türkülerini çağıran ve Bir Hocam’ın Fikir ve Gönül Dükkânı’nın müdâvimi olan Fazlı olmaya dönmeyeceksin de, Doğu’nun altı oğlu gibi Batı’ya, yani diyâr-ı küffara mı gideceksin? Karanlık gurbetlerin ve gamların tuzaklarına mı düşeceksin?

 

Mümin kişi, dinî sebepten, şeref ve haysiyetten kaynaklanmayan harc-ı âlem bir inatlığın peşinden gitmez. İnatlık, insan-ı kâmilin vasıflarından değildir. Dimağında bu kelimenin yeri olmamalıydı. “İnat damarında” ısrar etmek câhiliyeden kalma, selim akılla muhasebe yapmayı beceremeyen toplulukların, yâni medenî olmayan bedevî beşerin huylarındandır. Said Nursî Hz.leri: “İnadın gözü, meleği şeytan görür” diyor.

 

YUSUFİYE EHLİ OLMAK DİLİNE SAHİP OLMAKTIR

 

Şimdi de en vukûatlı, şirazesinden çıkmış yaralayıcı bir ifadeni aktarıyorum. Bakalım kulaklarını mı tıkayacaksın? Yüreğine perde mi çekeceksin? Kutuplara yahut “kehkeşanlara mı” kaçacaksın? Bu ham ifadenin, gönül dilinden, türküler söyleyen dilinden çıktığına inanmıyorum: “Oturmasın artık yerine bende her şekil. Ne vatan, ne sevgili, ne hoca, ne dost.”

 

Üstadın söylediği mânada her şekil insanda yerli yerine oturmazsa ne olur biliyor musun? İnsan, Müslüman insan olmaktan çıkar bir homocanavara dönüşür. “Ne vatan” derken ne dediğini biliyor musun? Vatan, şeriatın yaşandığı, darülislâm olan ülke demektir. Tevfik Fikret ve benzerleri gibi vatansız beşer mi olacaksın?

 

“Ne sevgiliyi” hangi mânada kullandığını kestiremedim. İslâm tasavvuf ve edebiyatı bir baştanbaşa “Sevgili” kelimesiyle doludur. Bu mübarek kelime, Allah’ı ve iki cihanın Efendisi’ni zikrederken Müslümanların hitap ettiği ulvî bir sıfattır. Öyle değil mi, aziz dost? Bütün âzâlarınla tövbe tâlimine soyunmalısın.

  

Sonra, “Ne hoca…” diyorsun. “Hoca” müessesesinden ne şahsın, ne de millet zarar görmüştür. Hocası ve üstadı olmayanın kılavuzu şeytan olur, diyor din büyüklerimiz.

    

“…Ne dost” derken, Yaradanın sadece insana bahşettiği akıl ve kalbine danıştın mı? Bu talihsiz sözü kendinde olmadığın bir hâldeyken yazmış olmalısın. Ahirette kullara “dostların kimlerdir?” diye sual ederlermiş; Yâni insanı dost edindikleriyle imtihana çekerlermiş. Müslüman insan, önce kendisi dost olur, sonra dostları olur ve ardından dostlarına dost olur. Yunus Emre Hz.lerin göre dosta inanmak, kurtuluşun yarısı demektir: “Varam ol dosta kul olam / Her dem açılan gül olam.” 

 

Mektubundaki şiirin de problemli: “Ben sizden azlettim kendimi / Siz benden elinizi çekince / Elinizi yüreğime koyana dek…”

 

Kendini dostlarından nasıl azledebilirsin? Azletmek ve azledilmek senin salâhiyetinde değil, aynel yakîn dost bildiklerindedir. Çünkü sen daha tâlibsin.

 

MADDÎ HAPİSHÂNEYİ YENMELİSİN

 

Bir vakit hapis yatan Musa yoldaşın fakire yazdığı mektuplar mutmain bir kalp ve dimağdan çıkmış cümlelerle doluydu:

 

“Evet buradayım (hapishânede). Ama burası da güzel. Bütün iç güzellikleri yekvücut yapıp, nemli duvarlara çarpıyorum. Bütün sevgileri, bütün tutkuları ve erdemlilikleri tutup, demir kapılara sıvıyorum. Bir âşıkın, mâşukuna meşkini alıp kör pencerelere tıkıyorum ve ben yaşıyorum. Güçlüyüm, arınıyorum bütün kirlerden. Derviş sarığını sarıyorum, bütün kötülüklerin boğazını sıkıyor, sıkıyor sonra boğuyorum. Ahır Dağı’nın tepesine çıkmış gibi ferahlıyor, serinliyorum. Bir saksıda reyhan yetiştiriyorum, her sabah eğilerek kokluyorum onu. Okşuyor seviyorum. Reyhanın her yaprağında bir hayat buluyorum. Dibine verdiğim her su damlasını onun yapraklarında bir güzelin tebessümleri olarak buluyorum.”

 

Demek ki, o dost maddî hapishâneyi aşmış, yüzünü mâna aynasına çevirmiş, reyhan yaprağında güzel bir insanın tebessümünü görür olmuş. Hapis dediğin böyle olur. Nasihat makamında değilim, ilmim ve irfanım yok. Lâkin seninle olan dostluğumuzda, fakiri bir büyüğün olarak kabul ediyorsan, yanan ve terleyen yüreğimle söylüyorum: Hapishânede günde beş vakit, Necip Fazıl’ın “Öp beni alnımdan öp beni seccadem” mısraının mânasını yaşamalısın.

 

Eyüp sabrı, mümin sabrı gerek sana. “Her gece iki gündüz arasındadır” diyor bir yazar. Âşık Daimî’nin şu türküsünü yüreğinden söylediğin hatırla: “...Kışın sonu bahardır / Bu da gelir bu da geçer ağlama”.

 

Şu hapishâne türküsünü söylemek senin fikir adamlığına asla yakışmaz: “Yıkılası hapishâne damları anam / Yandım Allah yandım, daha mı yanam / İçtiğimiz gözyaşı, ekmeğimiz gam / Her yeri kaplamış bir kara duman / Geçmiyor geçmiyor şu kahpe zaman / Bir af çıkmazsa da hâlimiz yaman.” Yazgına razı olmalısın. Said Nursî Hz.leri: “Kadere taş atan, sadece kendi başını yarar” diyor.

 

Ali Yurtgezen hocanın 1980 öncesinde üniversite talebesiyken yazılarından dolayı Erzurum Hapishânesi’nde ailesine bile duyurmadan, sessiz sedasız, vakar ve tevekkül içinde hiçbir şey olmamış gibi üç ay hapis yatıp tahsiline devam etmesi ne kadar fikirlidir fakirin nesli için. Onun, 12 Eylül Darbesi’nde yine fikirlerinden dolayı Şehr-i Maraş’ın Sıkıyönetim Komutanlığı hücrelerinde kısa bir müddet gözaltında kaldığını, başına gelenleri şikâyet etmeden ve fikrî çevresine karşı böbürlenmeden asil bir duruşla eğitimci hayatına devam ettiğini sana anlatmıştım.

 

HAPİSHÂNEYİ MÂNEVÎ BİR TÂLİMGÂHA DÖNÜŞTÜRMELİSİN

 

İmtihan dünyasında cüz’i iraden yoklandı ve hapislik çilesi verildi sana. Yazgına tam teslimiyetle hapishâneyi mânevî bir tâlimgâha dönüştürmelisin. Ruhunda ve aklında, dengesini kurmuş bir kişilik ihtilâli yapmalı, kalbinle, dilinle, fiillerinle yirmi dört saat nefsini tezkiye tâlimine çekmelisin. Hapishâneyi mektebe dönüştürmeli ve kendin bir mektep olmalısın. Bir mümin, bir fikir adamı gibi irşad etmelisin etrafındaki mahkûmları. Vaktinin çoğunu kitaba ayırmalı, kitap okutmalısın kalbi ve kafası kabuk bağlamışlara.

 

Öyle olmalısın ki, sen olmayınca bütün mahkûmlar ışığını ve rehberini yitirmiş olsunlar. Arkandan, “adam gibi fikirli bir mahkûmdu” denmeyi hak etmelisin. Erdemlerinden, muamelenden demir kapılar kendiliğinden açılmalı ve gardiyanlar yol vermelidir sana. Bir kahraman ağırlığıyla ayrılmalısın hapishâneden. Bu meziyetleri kuşanacak cehd ve seciye var sende.

 

Hâsıl-ı kelâm; vaziyetin “keçeyi suya atmış, çıkan yerini taşlıyor” zelil ve ümitsizliğinde değil. Kişiliğin ve ikbalin bakımından kıyamet de kopmadı. Soyun sopun inkıraza da uğramadı. Oğullarını şehit de vermedin. Dünya ve ahiret hayatını bütünüyle karartacak Gayya Kuyusu’na da düşmüş değilsin. Cemiyet içine çıkamayacak yüz kızartıcı bir cürüm de işlemedin. Sicilin tertemiz ve alnın ak. Feveran ve sitem sana yakışmaz. Bilirim ki sen berk adamsın, arabesk duygulara kapılmazsın.

 

Yazdıklarım hepimizin hikâyesi. Kimimiz dışarıda, kimimiz içeride aynı hamlığı yaşıyoruz. Aynı kazanda pişmeye, aynı mutlak hakikat aşkının tâlimine muhtacız. Gâye; üstümüzdeki lüzumsuz yükleri bir bir atmak, kabahatlerden, masivadan uzaklaşmak ve “din gününe” hazırlanmaktır.

 

Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Vur kazmayı dağa Ferhat / Çoğu gitti azı kaldı.”

 

 

 
Etiketler: Hapishâne, risâlesi-1,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Hapishâne risâlesi-6
Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür
Kur’anî mânada milliyet ve milliyetçilik
Ali Hocam yazısı
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-2
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
“Bitmeyen millî mücadele”
Dünya Kadınlar Günü’nün gerçek yüzü
Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3
Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil
“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”
Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler
Millet kimlikli Türk mü, ulus kimlikli Türk mü?
“Altun ordu” nam Türk ordusunun meziyeti
“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!
Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…
Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?
Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…
Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır
Evi barkı yıkan kitap delileri
İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır
Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?
İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?
Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu
Yılbaşı kutlama pespâyeliğini Kemalistler resmîleştirdi
KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
Sahaf Hasan Efendi
“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”
Faydasız kitap okumak
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?
“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”
Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları
Kitap yârânının efendisi
“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır
Türkler Hakk’a tapan millettir
Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?
İtirazın İsmailcesi
İsmail bayramı
Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
İsmail ve bıçak
Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına
Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?
Herkes İsmail olmalı
Osmanlı’da askerlik meselesi
Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir
Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz
Kitap ve dil
Yarın ölecekmiş gibi yazmak
Modern yazı seküler ve aidiyetsizdir
Kurtla çoban arasında mesai yapanlar
Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar
Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Darbeci generaller psikopattır
Darbeci generallerin çöküşü
15 Temmuz darbeci generallerle milletin savaşıdır
Darbeye karşı selâ, ezan, millet
İyi yazı kütük ve nakış sahibidir
“İyi yazı kötü yazı”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Aynaya bakmak marifettir
Aynaya bakınca ne görüyoruz?
Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği
Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri”
Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme
Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi
CHP’nin cemâziyelevvelini bilir misiniz?
Dil Kapısı’ndan geçenler
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Ehl-i gece olmak
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu
İstiklâl Marşı mı değişsin, Cumhuriyet mi?
Türk’ün güzel sıfatlarından alpereni doğru anlamak
Cumhuriyetin “Millî” kavramına ettiği zulümler
Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi
Millet kimlikli Türklük mü, ulus kimlikli Türklük mü?
Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır
Himmeti millet olan Türklüğe ihtiyaç var
Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu
Kalbiniz kışa dönmüşse baharla diriltin
“Aman” diye kimi çağırmalı?
Şehitlerin kanı yüzümüze değiyor/ kaatil: ABDHDPKK’dır
“Çaldım yârin kapısın…”
“Çınar”ı nasıl bilirsiniz?
Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”-2-
Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti
Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı?
Ölümle aranız nasıl?
Müslüman Doğulu musunuz, Batılı mı?
Dil Kapısı
İsmail ve bıçak
Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar
Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak
Darbeci generallerin soy ağacı
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Göster Âl-i Osman Türklüğünü Ey Türk Ordusu!
Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları
Kurtlar ve darbeci generaller
Hayat yavaştı yavaş yaşardık eskiden
Ezanın hasmı darbecilerin ezana yenilişi
“General elbisesi giyen horoz”
Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…
Türkler Hakk’a tapan millettir
Darbeye karşı selâ, ezan ve millet
Tanrı yok, generaller var!
Darbeci generaller psikopattır
Bir buğday yetiştiricisi bir generalden değerlidir
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi’nin başına gelenler
Ey generaller! sizi sigaya çeken bir millet var
Darbeci generallerin çöküşü
Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı
“Tek Kapı” ya açılan Kapılar…
İnsanlar televizyon seyrederek ölüyorlar
Müslümanın hayatına giren Avrupa âdetidir tâtil
Eşref-i mahlûkat’tan homoekonomikus’a dönüşenler
Ölüm haberleri ve tâziyelerimiz de laikleşiyor
Sizi alnınızdan öperim Alperenler!
Uykuya dost olan Müslüman çoğalıyor/sa…
Benim yaram derin derin…
Vatan hainliğinin târifi
Amerikan yardımı alan 27 Mayıs darbecileriyle CHP ikizdir
Sohbetle sahâbe olanların milletindeniz
Medeniyet dâvamızı omuzlayan dergi: Terkip ve İnşâ
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Yüreklerinde anne ateşi sönmeyen iki şair:
Hümâ kuşuna yahut “Himmet Hümâları” na tutunmak
Laik-altı ok anayasası Müslümanca ıslah edilmeli
Türkiye, Büyük Doğu Fikrine muhtaç
Dostunuzu, yâni benzerinizi bulun
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
Modernizme karşı dost ve dostluk
Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm doğduğunda
Suriye meselesini yakın tarihte aramak
Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!
“Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?”
Dil Kapısı’ndan geçmedikçe
Vatan müdafaasına çıkan dost hüzün yollamış
Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da…
“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”
28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler
Mukaddesatçı iktidarın medeniyetle imtihanı
“Yârin Şifa Kapısı”
“Türkü Yazıları”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Bir Hocam ve Dükkânnâme
Türkiye, Bayırbucak’ı ilhak etmeli
Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli
Türkiye’de aydının anatomisi
Medine, Medeniyet ve Şehir
Akademisyenin recüliyeti var mı?
Hüda Par’dan iki mektup
Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıklar
Ârızasında ısrar eden bir Türkçünün ithamnâmesi
Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi
“İktidarda Kim Var?”
Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu
El çek hüznümden ey zâhir erbabı
Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır
Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık”
Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara!
Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün…
“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca…
“Kelimelerin Seyir Defteri”nde yazılanlar
İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi
“Ya Tahammül Ya Sefer'den Bize ‘İstikrar’ Düştü!”
Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı
“Bosna Bizim Neyimiz Olur?”
Milliyetçilik yola özürlü çıkınca…
Alkollü laik hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi-1-
Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir
“Maruz Kalanlar Nesli”
Kaldırım imarına değil, gönül imarına ihtiyaç var
Âkif, İslâm; Gökalp, Batı medeniyetinden yanadır
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür”
Üç yaralı kavram: asabiyet, kavmiyet, milliyet
“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü”
Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri
Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları
Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…
Said Nursî Hazretlerinin “Medeniyet-i Kur’ânîye” fikri
“Aç canavara (HDPKK) tahabbüb, iyiliğini değil iştahını artırdı
Modernizmin bulaştırdığı bir hastalık: “İhtiyaç tuzağı”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Kim “HDPKK”ye oy ve medya desteği vermişse haindir
Fikir Teknesi’nden peş peşe fikirli kitaplar…
Ahmet Cevdet Paşa’nın fıkıh üstü Medeniyet-i Cedide’si
Şehitlerin kanı yerde mi kalacak?
Nekrofil (ölüsevici) PKK, Amerika/İsrail provokasyonu iş başında
“Gurbet nedir bilir mi o menfâya gitmeyen?”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Gök Kapılarından geçmek
Doğu Türkistan’a Ecdâdımız Gibi Gitmek
Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir
Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir
CHP’nin desteklediği 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
“Amerikan saatine göre uyuyan Türk münevveri…”
“Millet”in târifi yahut millet olmanın müslümancası
19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülük karnavalıdır
Nü-sever General Evren’in Akıbeti
İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?
Medeniyetimize Kasteden Medeniyetsiz Cumhuriyet
İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz
Altı ok muhibbi bir zındık: domuzsever Abdullah Cevdet
“Dinî” mânasına gelen “millî” kavramı neleri haizdir
Dostâne Fiskeler
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın şehri Medine
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm doğduğunda
“En iyi Türk ölü Türktür; en iyi Kürt ölü Kürttür”
“Daha Çok Ölü İstiyorum”
Fikir Teknesi’nden Necip Fazıl ve Büyük Doğu Devleti üstüne kitaplar
Tekbir, salavat ve mehterle Çanakkale şehitlerini yâdeden üniversite…
Altı Ok Cumhuriyetinin kadın projesi: “Kur’an’ı kapa, kadınları aç”
Hilâfetçilikten Devrimciliğe Evrilen “CHP Makyavelizmin Partisidir”
28 Şubat’ın paranoyak generalleri
Kıyafet İnkılâbının Kurbanı Kadınlar ve Kızlar
Bir “Türkçü” nün Türkler için zararlı fikirleri-2
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
K. Maraş
Az Bulutlu
Güncelleme: 24.04.2018
Bugün
14° - 28°
Çarşamba
16° - 29°
Perşembe
17° - 28°
K. Maraş

Güncelleme: 24.04.2018
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı